PAYLAŞIMA NÜANS OL!

George Orwell 1984 Kitap İncelemesi ve Yorumu

Selqet

Admin
Kitabı okurken, kendimi kitabın karakteri Winston’un yerine koymayı geç kitaptan alıntıları not alırken bile Büyük Biraderin gözünü üstümde hissettim. J George Orwell sade bir dilde akıcı bir biçimde anlatmış olayları. Kahramanımız Winston yaşadığı devir itibari ile çocukluk yaşlarını devrimden önce yaşamış bulunmakta. Büyük Biraderin devriminden sonra yaşadığı düzenin tamamen değişmiş olması nedeniyle düzeni kabul edip uyum sağlamakta biraz zorlanıyor gibi görünüyor. Zaten kitapta bulunan Yenisöylem’in sene 2050 civarlarında tamamen oturacağı bilgisiyle devrim öncesi neslin düzene ayak uydurmasının zor olması şaşırtıcı gelmiyor. Bir dünya düşünün ki mimik ve jestleriniz, kendi kendinize konuşmanız, diğer insanlarla yaşadığınız ilişkiler, yazdığınız yazılar, aklınızdan geçen düşünceler gibi şu anki dünyamızda uygulaması normal olan tüm şeyler denetleniyor. Hoş günümüz dünyasının bundan farklı olduğunu da düşünmüyorum. J Kelimeleri tek tek atlarken kendimi bunalmış, nefes alamayacak konumda buldum. Özgürlüğüne düşkün bir insan olarak sürekli birilerinin gözünün benim üstümde olması, kendi doğrularını bana kabul ettirmeye çabalaması ve beni düşünce, davranış bakımından hareketsiz kılması adeta kabus gibi. Zira karakterin yerinde olsaydım böyle bir düzende en iyi çıkar yolun intihar etmek olduğuna kanaat getirmiştim. Kitabı günümüz dünyasına uyarlamak zor olmayacaktır, yaşadığımız şartlar altında kitapla dünyamızı kıyaslamanında absürt kaçmayacağı kanaatindeyim. Tele ekranlar yerine internet, telefon, televizyon ve bilgisayarlarımızı koymak kanımca çok normal karşılanabilir. Bahsi geçen aletlerin işleyişler farklı olmasına karşın bir ortak özelliği de bulunmakta. Şöyle ki Tele Ekranlar sizi duyabilir, hareketlerinizi algılayabilir, görebilir ve size tepki verebilir. Günümüz cihazları bunu dolaylı yoldan yapar. Bireyler kendini ifade etmek, birileri tarafından dinlenmek isterler. Bunu yaparken de günümüz şartlarında sosyal medya araçlarını tercih ederler. Bizi yöneten kesim bizim sesimizi, ne düşündüğümüzü anlamak için sosyal medyaya bakarlar. Düşüncelerimizi Tele Ekran gibi birinci ağızdan görüp bilemeseler de buna yapabilmek için sosyal medyayı yararına kullanabilir. En basitinden örneklendirecek olursak YKS sınavının erken tarihlere alınmasından sonra gençlerin kendilerini göstermek için binlerce tweet attığını görmüşsünüzdür. (Tabi ki devletin yaptırımları distopyamızdaki gibi olamaz J). Böylece bizi yöneten kesim bizi görebilir. Peki bizle nasıl iletişime geçer? Biz onlara kendimizi nasıl gösteriyorsak öyle. Halkın nabzını sosyal medyadan ölçen siyasiler bu sefer sizi kendi saflarına çekmek için sizin ihtiyaç duyduğunuz şeyler üzerinden reklam kampanyaları düzenler. Böylelikle bizi manipüle ederek bizimle iletişime geçer ve istediğini bize yaptırır. Kitabın üçüncü kısımında insanların kölelikten şikayet etmediğini O’Brien karakterinin ağzından çıktığını görebilirsiniz. Buda demek oluyor ki. İnsanların ihtiyaç duyduğu eksikleri kapatan siyasiler tıpkı Büyük Biraderin yandaşları gibidirler. Günümüz dünyasıyla kıyaslamak işte bu yüzden doğru. Amaçlar aynı lakin işleyiş farklı.

Kahramanımız bu düzeni bozguna uğratmak amacıyla bir takım girişimlerde bulunsa da sistem tarafından tespit edilip işkence yöntemleriyle ‘’topluma geri kazandırılır.’’ Sistemden kaçınmak imkansızdır. Bununla birlikte sistemden nefret etsen bile sistemi yaşatmak için yaşıyorsun. Sen sistem için varsın. Şahsen, nefret duygusunun karşılık beklenmeyen bir duygu olmasından dolayı sevgiden daha iyi olduğunu düşünmüşümdür. Nefretle kurulu bir düzenin işleyişini görmemde beni tereddütte bırakmadı değil. Özgürlükçüyüm lakin nefreti seviyorum. Kitapta da karamanımızın özgür olması için nefret üzerine kurulu sistemden kaçış çabasını görüyorum bir de üstüne bunu takdir ediyorum. Peki bu iki düşüncenin doğruluğuna aynı anda inanmam beni bir ‘’çiftdüşünür’’ mü yapar? Öyleye olduğunu varsayarsak kitaptaki sistemi kabul ettiğim anlamına mı gelir? Eğer kabul ettiğimi varsayarsak düşüncelerimi buraya süslü kelimeler kullanarak yazmak benim ‘’düşünce suçu’’ işlediğimi ayrıca ‘’yenisöylem’’e ihanet ettiğimi mi ifade eder?

Öyle ya da böyle galiba özgürlükçü yanımı feda edemeyeceğimi düşündüğümden ötürü sistemde yerim olmadığını söylemek doğru olabilir.

Kitabı, kendiyle çelişmeyi seven, kendini bulma yolunda ilerleyen, sorgulamayı ve düşünmeyi seven insanlara tavsiye ederim.

''Peki, ama benim var olduğum gibi var mı?''
''Sen yoksun ki.''
 
Tüm sayfalar yüklendi.
Üst